İNSANIN ŞEMASI:
İnsanın şeması çizilirse iki tane ana merkez görülür:
1-Akıl
2-İstenç
Akıl doğrudan doğruya konuşma noktasına bağlıdır(Konuşma yoluyla akıl dolaylı olarak diğer üç noktayla hissetme, düşleme ve görme ile bağlantılıdır). Diğer ana merkez istenç doğrudan doğruya hissetme ve görmeye bağlanmıştır. Ancak dolaylı olarak akla ve konuşmaya bağlıdır.
Bunlar bir ışıltılı varlığın(insan) tellerindeki sekiz noktadır.Bir büyücü şemada görülebileceği gibi bir insanın her şeyden önce istenç olduğunu, çünkü istencin doğrudan doğruya üç noktaya, hissetme, düşleme ve görmeye bağlı olduğunu, ondan sonra insanın bir akıl olduğunu söyler.Bu(akıl) doğal olarak istençten daha küçük bir merkezdir, sadece konuşma ile bağlantılıdır.
Diyebiliriz ki her birimiz dünyaya sekiz nokta getiririz. Bunlardan bir tanesi akıl ve konuşma herkes tarafından bilinir. Hissetme her zaman belirsizdir, fakat bir şekilde tanınır. Ancak insan sadece büyücülerin dünyasında tam anlamıyla düşleme, görme ve istenç ile tanışır ve nihayet o dünyanın dış sınırlarında diğer ikisi ile karşı karşıya kalır. Bu sekiz nokta insanın bütünlüğünü oluşturur. Hepimiz ışıltılı, sınırsız ve sırrına ulaşılamaz varlıklarız. Bizim kararımız olmayan bir gaye ile birbirimize yapıştık.
Bizler algılayıcılarız.Bir bilinciz biz. Bizler nesne değiliz. Sınırsızız biz. Katılığın ve nesnelerin dünyası , yeryüzündeki yolculuğumuzu elverişli hale getirmenin bir yoludur. Bu sadece bize yardım etmesi için oluşturulmuş birer tanımdır. Bizler yada daha doğrusu aklımız bu tanımın sadece bir tanım olduğunu unutur ve hayatımız boyunca nadiren içinden çıktığımız bir kısır döngüde kendi bütünlüğümüzü tuzağa düşürürüz.
Bizler algılayıcılarız. Gerçi algıladığımız dünya bir yanılsamadır. Bu dünya doğduğumuz andan itibaren bize söylenen bir tanım tarafında yaratılmıştır.
Biz ışıltılı varlıklar iki güç çemberiyle doğarız fakat dünyayı yaratmak için sadece birini kullanırız. Doğduktan sonra hemen kancalanan bu çember akıldır ve ona konuşma refakat eder. Bu ikisi kendi aralarında dünyayı kurar ve gözetir.
Yani aslında senin aklının ayakta tutmak istediği dünya aklın kabul etmeyi ve savunmayı öğrendiği bir tanım ve bu tanımın dogmatik ve dokunulmaz kuralları tarafında yaratılmıştır o dünya.
Işıltılı varlıkların gizi hiç bir zaman kullanılmayan başka bir güç çemberine-istenç'e- sahip olmalarıdır. Büyücülerin hilesi sıradan insanın hilesiyle aynıdır. Her ikisi de bir tanıma sahiptir. Sıradan insan bu tanımı aklıyla destekler, büyücü ise istenciyle destekler. Her iki tanımın da kendi kuralları vardır. Ve bu kurallar algılanabilir. Fakat büyücülerin avantajı şudur ki istenç akıldan çok daha yutucudur.
Bütün insan hiç çocuğu olmamış insandır. Çocuğu olan insan eksik insandır. Eksik kişinin mide bölgesinde bir delik vardır(İnsanın ışıltılı varlığında büyücüler tarafından "görülür"). Bu delik midenin sol yanındaysa çocuk seninle aynı cinsten, sağ yanındaysa karşı cinstendir. Sol yandaki delik siyah, sağ yandaki kahverengidir.
Bir insan çocuk sahibi olduğunda o çocuk tinimizin keskinliğini köreltir.Bir kadının kızı olursa o takdirde onun keskinliğinin sonu gelmiş demektir. Bir oğlan çocuğu babasının en büyük parçasını çalar, kız da anasının. Çocuğu olmuş insanlar kendilerinde bir eksiklik olduğunu bilirler. Daha önceleri onlarda olan bir delişmenliğin, bir sinirliliğin, bir erkin eksikliğini hissederler. Onlar artık evin çevresinde koşuşan enerji dolu, düşlerle dolu o küçük çocuklara geçer. Yani tam olan çocuğu. Çocuklara baktığınız zaman onların cüretkar olduklarını, zıplayarak devindiklerini görürüz. Onların ana babalarına baktığımızdaysa, onların temkinli ve ürkek olduklarını anlarız. Artık zıpladıkları yoktur. Onlar keskinliklerini yitirmişlerdir.
Boş bir adam her zaman bir kadının tamlığını kullanır. Tam bir kadın kendi tamlığında tehlikelidir, bir erkekten daha tehlikeli. Öyle bir kadın güvenilmezdir, huysuzdur, asabidir ama büyük değişikler sergileyebilir. O tür kadınlar kendilerini toparlayıp istedikleri yere varabilirler. Orada bir şey yapmazlar ama bu zaten onların yaşamlarında bir şey olmamasındandır. Oysa boş insanlar artık o şekilde sıçrayamazlar ama güvenilirlerdir. Boş insanlar birazcık devinmeden önce etraflarına bakan sonrada bir parça gerileyip sonra birazcık devinen solucanlara benzerler. Tam insanlar daima sıçrarlar, perende atarlar.
İnsan keskinliğini çalıp geri almak zorundadır. Bizim onu çalarak ona sahip olmamız ve muhafaza etmemiz gerekir.
Yapmamız gereken ilk şey çocuğumuza olan sevgimizi reddetmektir. İnsan sevmemeyi değil, onlara şefkat göstermemeyi öğrenmelidir.
0 yorum:
Yorum Gönder