XVI. Asırda garp san’atında bir bölünme vuku bulmuş ve san’at insanın manevi cephesine hitap etmekten ayrılıp şekli veya stilistik kaidelere uygun muhtelif estetik mefhumlara cevap veren bir şekil almıştır. Böylece müzik gayesini, yalnızca kulağı tatmin eden bir ses terkibi olma veya ruhun basit bir eğlencesini teşkil etme maksadına inhisar ettirmiştir.
XX. Asır muazzam kargaşalıklarına rağmen, insan ile müziğin münasebetleri problemini tekrar ortaya koyma ve bir süre değişmez olarak kabul edilmiş bulunan bazı adetleri tekrar mevzuu bahis etme liyakatini göstermiştir.
Bu bin cepheli problemin bir veçhesi de eğlence müziği(1) ile teksif müziği(2) diye adlandırılabilen müzik kollarının karşılıklı durumlarıdır.
Eğlence müziği batıda, son üç asır boyunca bizzat muhtevanın tahribi bahasına sesli ve şekli imkanların genişletilmesi istikametine tevcih edilmiş bir musiki gelişiminin sonucudur.
Bir taraftan, daima tekamül ettirilmeğe uğraşılan ve fakat ekseri halde hakiki bir müzik usaresinin deveranına imkan vermeyen bir sertlikle tespit olunan şemaların tatbikine çalışılır, diğer taraftan hiçbir hiyerarşi gözetilmeksizin her günün insanı ifade edilmek istenirken, yanlış ve doğru fikirler, hissedilmiş veya hissedilmemiş duygular birbirine karıştırılmış olur.
Binaenaleyh, mesela bir hakiki ritim eksikliği şeklinde göze çarpan bir devamlılık noksanı mevcuttur. Ayrıca parlak bir şey yapma arzusuna da işaret edelim: Bunun için büyük tesir (3) yaratacak bir ses kümesi elde etmek maksadıyla mümkün olduğu kadar çok sayıda aleti bir araya getirmeğe çalışırlar.
Bu müziğin gayesi her şeyden evvel zihni, hakikatte kendini kaptırmamasına rağmen, cezp edebilecek ses kombinezonlarını harekete geçirmektir. Dinleyici dinleyici kalır, müziği olduğu gibi kabul edilmesi gereken bir şaheserler serisi olarak kabul edip hayranlıkla dinler; insan ile müziği bağlayan bağ kopmuştur.(4)
Teksif müziğinde ise her şey, tamamen yukarıdaki durumun aksine, bu bağı tesis ve kuvvetlendirmeye gayret sarf eder.
Burada mevzubahis olan umumi bir hayranlık yaratacak bir müzik inşası olmayıp dinleyenin dikkatini muayyen bir istikamete ve bütün melekelerini belirli bir noktaya tevcihe sevk etmektir. Bu müzik, şekli perde bir mania teşkil etmeksizin, sesli ihtizaz ile yakın temas haline geçen dinleyiciye hitap eder ve bu halde, şekil-ki bir prensibin tezahürü olarak bizzarur mevcuttur- eserin muhtevasının tam aksini teşkil eder.
Bazı kimseler müziğin manevi bir tekamül unsuru olması icap ettiğini düşünmüşlerdir. Teksif müziği bu arzuya cevap vermekte ve hatta yalnız bu sebeple mevcut bulunmaktadır.
Mevlevi Müziği de bir teksif müziğidir. Danstan ayrı mütalaa edildiği taktirde dahi manevi bir yükselme vasıtası teşkil eder ve buna mukabil dinleyiciden de muayyen bir istikamete müteveccih bir gayret ister.
Derin bir tahlile girişmeksizin burada derpiş olunana nokta-i nazar bakımından bu müziğin en mühim üç unsuru tetkik edelim: Ses perdesi, ritim ve melodi.(Biz burada yalnız enstrümantal müzikten ve bilhassa taksim ve peşrevden bahsetmekteyiz.)
Ses perdesi ister tek bir alete (Ney, rebap) ait olsun, ister bunların birleşimine ait bulunsun harmonikler(5) bakımından zengin olmakla çok karakteristiktir ve alışık olmayan bir dinleyiciye garip gelebilir. Mamafih kulak bu hem tatlı hem de içe işleyen ve ayrıca teskin edici hassası da bulunan sedaya kapılır: İşte bu, insanın düşünen varlığının toparlanmasına yani teksife ilk adımdır.
Augustins de l’assomption’a mensup pere Thıbaul’nun Ney’den nasıl bahsettiğini bu arada hatırlayalım. Encyclopedie de la musique’de Türk Müziği bahsinde Rauf Yekta Bey’den naklen:
“hakikaten bu uzun kamışın esrarlı sesi gibi ahenkli, nefis ve kavrayıcı başka bir şey bilmiyorum. Şair gibi…geçerken kuşları uyandırmaktan çekinerek kamışlar üzerinden esen Saba rüzgarının kanat darbeleridir… diyebiliriz bunun için.
Ney bir kamıştır, fakat ahenkli bir kamıştır ve çok basit gibi görünüşüne rağmen nefesli sazların en mükemmelidir.”
Veya Mevlana’dan Mesnevi’nin şu pasajını zikredelim: “Dinle şu kamıştan flütü, anlattıklarını ve ayrılık mevzuundaki şikayetlerini dinle: Der ki, beni bataklıkların kamışlarından kestiklerinden beri kadınlar ve erkekler benim sesimle müteessir olurlar. Kalbim terk edilmekten dolayı parça parçadır, bu arzudan dolayı teessürlerimi izah edebilmem içindir. Yerinden yuvasından ayrılan bir kimse yeniden yuvasına kavuşacağı zamanı bekler…
Ben şikayetlerimi bu topluluk için izhar ederim; ben mesutların ve bedbahtların arkadaşıyım…Neyin sesi rüzgar değil ateştir. Bu ateşe sahip olmayanlar mevcut olabilirler mi?”
Mühim müzik unsurlarından ikincisi olan ritim, insan ile dünya arasında irtibat temin eder. Ritmik devamlılığın iç alemimizi bizatihi kainatın esası ile temas haline getiren yegane şey olduğuna her zaman işaret edilmiştir.(Edmond Buchet-Connaissance de la musique-Edition Correa) Mevlevi Müziğinin ritmi fevkalade ehemmiyeti haiz bir temel unsurdur. Bir birleri ile alakalı ve devri olarak bir vuruşlar serisi şeklinde mütalaa edilir ve dikkatin desteğini teşkil eder. Böylece manevi unsur yavaş yavaş durulur ve istikrar kesbeder.
Bu müstakar duruma geçilince teksife giden yol açılmış olur. Burada melodi rehber vazifesi görür.
Ses perdesi ile belirtilen, ritim ile desteklenen Mevlevi melodisi ayrıca hususi bir ritmi de ihtiva eden bir hareketli resim olur. Aynı zamanda çok da mantıki olan ve hassas bir suplesle tavsif olunan bu melodiyi, bitişik ve ayrık fasılaları mükemmelen mütenasip bir hareketi haizdir. Melodik inkişaf tabii bir seyir takip eder ve bu muvazene ani bir değişiklik lehine hiçbir zaman kesilmez, his böylece bir bakıma fark edilmez bir şekilde intikal ettirilir.
Bu aynı zamanda tabii ve mantıki inkişaf akli melekeyi kendisini adım adım takibe sevk eder. Takılma , duraklama yoktur. Ve yol bariz bir gayret sarf edilmeksizin kastedilir.
Ornemanlar(süsler) bu devamlılığı bozmaz ve melodik fonksiyonun ayrılmaz bir cüz’ünü teşkil ederler. Böylece teksife müsait şartlar bir araya gelmiş olur.
Hakikatte, suni olarak ayırdığımız bu yürüyüş aynı anda cereyan eder. Ses perdesi, ritim ve melodi zamanın akışı içinde yekdiğerinden ayrılmaz ve bölünmez bir kül teşkil ederler.(6)
Bu kül teksife doğru yürüyüşü idare için düşünülmüştür: İnsan teksif sayesinde eşyanın derin tabiatının esas tezahürü olan sesli ihtizazlarla doğrudan doğruya temasa sevk olunur.
Mevlevi müziği bütün teksif müzikleri gibi dinlenmesi zor bir müziktir. Dinleyici(bilhassa garplı dinleyici) şu iki tavırdan birini benimser: Ya zahiriden ileriyi göremeyip monotonluktan gayrı bir şey bulamaz ve hemen bıkar; veyahut bazı maniaları aşmıştır, müziğin içine girer ve kendini yükseltecek olan ruhi çalışmaya müsait şartlardan istifade eder. Fakat bunun için müziği her şeyden evvel bir eğlence vasıtası olarak değil , bir yükselme vasıtası olarak kabul etmesi gereklidir.
Her ne şekilde olursa olsun, bu mevzuda lakayıd bir tavrın imkansız olduğu anlaşılmaktadır ve böyle olması daha iyidir.
*Türk Yurdu.Üçüncü Cilt.Temmuz 1964
Notlar:
(1) Eğlence tabiri burada asla tezyif edici bir manada kullanılmamış olup müziğin bir fonksiyonunu göstermektedir.
(2) Teksif dikkatin insanın iç alemi istikametinde toplanması manasında kullanılmaktadır.
(3) Büyük Couperin, XVIII. Asır Fransız bestekarı, bu tesire bağlılığı nazara alarak şöyle der: “ beni hayrete düşürenden ziyade bana dokunanı sevdiğimi ikrar ederdim…”
(4) Biz umumi bir temayülden bahsetmekteyiz, zira bazı müzisyenler başka bir istikamette çalışmışlardır.
(5) Armonikler esas sesten gayrı işitilen bir takım tali seslerdir.
(6) Ses unsurunu kasten belirtmediğimize işaret edelim zira aşikardır ki bu unsur da mevcut olduğu taktirde tam diğer unsurlarla tamamen birleşecektir.
http://musikiyolu.blogspot.com
0 yorum:
Yorum Gönder