3/30/2006

Kozmik Çocuk Ve Yüreğimizin Hapishanesi

Ali SARIGÜL

Saflığın, bozulmamışlığın simgesidir çocuk. Henüz üzerine yazılmamış beyaz bir kağıttır. Ana rahminde huzur, güven ve rahatta iken istemediği halde yeni bir aleme doğar ansızın. Ve ilk tepkisi keskin bir çığlıktır, acıdır. Ağlayarak ve istemeden doğar çocuk ve gariptir ki bu dünyadaki macerası sona erdiğinde yine ağlayarak ve istemeden ölür. Çocuk; huzur, güven ve rahatlık aleminden niçin dışarı atılır ve ondan beklenen nedir?

Ana rahminden ayrılıp bu dünyaya adım atan ve doğduğu andan itibaren acıyla tanışan insan için bir yolculuk başlar. Bir dönüş yolculuğudur bu ve bir zamanlar huzur, güven ve rahatta olunan aleme özlem nedeniyledir ki ona aşk diyoruz. İnsan tüm yaşamı boyunca bilinç altında taşıdığı o alemin özlemi içinde yaşar ve O'na kavuşmak için her yolu dener. İnsan denilen varlığın bu dünyadaki macerası bundan ibarettir. Bu dünyada yaptığımız her eylemin altında -bilinçli yada bilinçsiz-bu amaç, bu özlem yatar.

Bu yolculuk süresince her insan bir yalnızlık adasıdır. Yada kendi yüreğinin hapishanesinde yaşayan bir mahkumdur. Bu anlamda aydınlanmamış insanın yüreği bir hapishanedir. Bu hapishanede doğar ve bu hapishanede ölürüz. Yalnız gelir, yalnız gideriz . Hayat; yalnız olanın yalnız olana doğru yaptığı sonsuz bir keder ve hüzün yolculuğudur. Her hapishane gibi kapıları kilitlidir bu yürek hapishanelerinin ve açılmayı beklerler umutla. Bütün hapishanelerin kapıları dışarıdan açılır ve anahtar mahkumda değil gardiyandadır. Fakat yürek hapishanelerinin kapıları içerden açılır ve anahtar mahkumun boynunda asılıdır da yine de kapıyı açamaz yürek mahkumu. Neden?

Çünkü yürek mahkumuna kapıyı açmaması öğretilmiştir. Çünkü özgürlük vardır dışarıda ve özgürlük “korkulacak” bir şeydir. Toplum kurallarına, geleneğe, öğrenilmiş davranışlara uyma, atalara ve yönetenlere baş eğme ve yabancı olana düşmanlık öğretilmiştir. İnsana en çok yakışan ve onu gerçek insan yapacak olan özgürlük öğretilmemiştir. O nedenle mahkumun eli boynunda asılı olan anahtara gitmez, bir türlü.

Yapılması gereken, mahkumu boynunda asılı duran anahtarı kullanarak hapishanesinin kapısını içerden açmaya yüreklendirmektir.

Bu anahtara MUSİKİ ve izlenen yola da MUSİKİ YOLU diyoruz. Arzu edilen, yürek mahkumunun musikiyi kullanarak, kendi hapishanesinin kapısını içerden açabilmesi ve özgürlüğün sonsuz şarkısına katılabilmesi, tutsak insanlıktan özgür insanlığa yükselmesidir. İnsanın yapmış olduğu en önemli keşiflerden biri olan musikinin görevi budur.

Dünyadaki bütün kadim arayış ve kişisel gelişim öğretileri- ana rahmine dönülemeyeceğine göre- dönülecek yerin insanın kendi gönlü olduğu konusunda hemfikirdirler. Kendi yüreğinin hapishanesinden çıkan insan, daha sonra kapıları açılmış ve özgürlüğün yurdu olmuş kendi gönlüne girecektir. Kendi gönlüne giren tüm gönüllere girmiş ve dualite(ikilik) son bulmuş olur. Yolculuk senden sana doğrudur. Ana rahminin yerini gönül almıştır.

Doğumdaki hikmet budur, bu yolculuğa çıkılmasıdır. Bu yolculuk bizi kirlenen beyaz sayfamızı temizlemek suretiyle yeniden “çocuk” olmaya götürecektir. Ana karnındaki gibi saf, temiz, ve masum olabilmek için. Kozmik evoluasyonun istediği de budur ve adına hayat denilen bu yolculuğun sonunda ortaya çıkan ve tüm kozmik sırların kendisine açıldığı varlık yine bir “çocuktur” , ama ona "Kozmik Çocuk" demek yerinde olur.

http://musikiyolu.blogspot.com


0 yorum: