Ben ben değilim ben dediğim sensin hep 
Ruhum dediğim sen dediğim sensin hep
Manendi kudüm sine küpan oldum
Tenna tenena ten dediğim sensin hep (1)
Selam olsun O’na. Yüzyılların hoş sadasını bize ulaştırana. O ehl-i aşk ki lisan-ı elhanın mucizevî ışığını ulaştırmak için bize, son kez parlattı onu ve ölümsüz çıraklar ve eserler bıraktı geride.
Zekai Dede’nin en belirgin vasfı, onun yolundan sapmadan, dosdoğru giden en önde gelen çırağı Ahmet Avni Konuk tarafından şu sözlerle dile getirilmiştir:
“Ben hayatımda onun gibi âşık bir adam görmedim.”
Aşkın musikisi olan Türk Klasik Musikisi’nin bu son büyük devi, son derece mütevazı bir hayat sürdürmüş ve dervişlik yolundan asla sapmamıştır. Klasik musikimizin bazı büyüklerinin yaptığı gibi saraya kapılanmayı asla kabul etmemiş tüm yaşamı boyunca çalışarak, hizmet ederek nafakasını çıkarmış, aşk ile gelip aşk ile gitmiştir. Onun bu yüksek aşk duygusu bütün eserlerinde açıkça görülür.
Klâsik Türk Musikisi’nin son büyük bestekârı olan Zekai Dede 1825 yılında İstanbul Eyüb'de Cedîd Ali Paşa mahallesinde Cedîd Ali Paşa Mescidi'nin yanındaki evde doğdu İlk musiki derslerine Eyüb’te oturan Eyyubî Mehmed Bey'le başladı. Sonra meşhur bestekâr ve hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi'ye devam ederek sülüs ve nesih yazıları öğrendi. İzzet Efendi'ye bir yıl devam etti ki bu sırada musikişinas olarak şöhreti yayılmaya başlamış ve iyi sesli bir okuyucu idi. Mehmet Bey'e bir yıl devam ettikten sonra ilâhi ve şarkılar bestelemeye başladı. Bir gün Eyüb-i Mehmet Beyin de hocası olan Hamamizade İsmail Dede huzur vermek için Mehmet Bey’in musiki dersine geldi ve orada gördüğü Zekai’yi çok beğendi. Zekai’nin haftada bir gün kendisine meşke gelmesini istedi. Ancak Mehmet Bey buna pek razı değildi ve bazı mazeretler ileri sürdü. Bunun üzerine İsmail Dede’nin biraz da kızarak çırağı Mehmet Bey’e şöyle söylediği rivayet olunur:
“Oğlum Mehmet sen musikimizin orostopolluklarını bilmezsin, onu Zekai’ye ancak ben öğretebilirim.”
Bunun üzerine Mehmet Bey çaresiz razı olur ve Zekai bir gün tek başına, bir gün de hocası Mehmet Bey ile beraber İsmail Dede'ye devam ederek meşke başlar. Dede'nin Zekâi Efendi'ye meşk ettiği ilk eser Zaharya'nın Segâh Beste'si, ikincisi kendi Hicaz Nakış Beste'si, üçüncüsü de gene kendisinin Nühüft Şarkısı'dır. Hâfız Zekâi Efendi, Büyük Dede Efendi'ye, 1844 Temmuzundan Mısır'a gittiği 1845 Mayısına kadar 10 ay devam etmiş ve takrîben 88 gün meşk etmiştir. Dede'nin konağında Dede'nin en değerli talebesi olan-Dellâl-zâde ile de tanışarak ondan da meşk etmiştir. Dede'den meşki sırasında Hafız Zekâi Efendi 19–20 yaşlarındadır.
Zekâi Dede, zamanımıza gelen klâsik söz eserlerinin en büyük kısmının başlıca kaynağı olduğu için, bu münasebetleri ve halkayı net olarak bilmek lâzımdır. 1845 başlarında bir gün, Mehmet Bey, Sûz-i Dil'den bestelediği I. Ve II. Besteler'i Dede'ye takdim edince, İsmail Dede, bu faslın Ağır Semaî'sinin Zekâi Efendi, Yürük Semaî'sinin de Hamdi Efendi tarafından bestelenmesini istemiş, öyle yapılmıştır. Bu, Zekâi Dede'nin büyük formdaki ilk eseridir. Zekâi Efendi, Mısır'da iken Şeyh Şihâb'dan meşk eder. Zekâi Efendi, 1868'de Mevlevi olur(43 yaşında). Bu suretle üstadı Büyük Dede'nin yoluna-genç bir yaşta- girer. Yenikapı dergâhı şeyhi Osman Salâhaddin Dede'ye kapılanır. 1883'te Dârüşşafaka musiki muallimi oldu ve ölümüne kadar 14 yıl Dârüşşafaka'ya devam ederek bir nesile Türk Mûsıkîsi sevgisi verdi. 1884 Aralığında Arif Dede'nin ölümüyle Eyüp Mevlevihane’si kudümzen başılığı boşaldı. Dergâhın şeyhi Neyzen Hüseyin Fahreddin Dede, Zekâi Efendi'nin talebesi idi. Hocasına, kudümzen başılığı teklif etti. Zekâi Efendi kabul etti ve kendisine "Dede" unvanı verildi. Bu suretle Zekâi Efendi, 60 yaşında Zekâi Dede oldu. Kudümzenbaşılığı ölümüne kadar 13 yıl devam ettirdi.
Zekâi Dede'nin ilk büyük formlu eseri Sûz-i Dil'den olduğu gibi, ilk ayin’i de bu makamdandır. 1870'de birkaç günde bestelenen bu ayin, Zekâi Dede o tarihte Mevlevi olmadığı için ancak 1891'de Bahariye Dergâhında ilk mukabelesi resmen yapılmıştır. Oğlu Ahmet Irsoy, babasının 5 ayin, 100 kadar Kâr, Beste ve Semaî, 400 küsur İlâhi, Şugl, Şarkı ve Marş bestelediğini söylemiştir. 5 ayin ile 95 Kâr, Beste ve Semaî elimizde olmasına rağmen, küçük formla bestelediklerinin yalnız 163'ü günümüze gelebilmiştir. Son 4 ayin’ini bir yıl içinde bestelemiştir. (1884 Aralığından 1885 Aralığına kadar). Bu Zekâi Efendi'nin Dede'liğinin ve kudümzenbaşılığının ilk yılıdır. O ateşle bir yılda 4 ayin bestelemiştir ki, ilk ayin’inden 15 yıl sonradır. 80 fasıldan 2. 000 kadar parça Beste, Durak, İlâhi, birçok şarkı ve 30 ayin-i şerif ezberinde idi. Musiki öğretmekteki kudreti fevkalâde yüksekti.Klâsik Repertuarı zamanımıza aktarmakta da en büyük hisse onundur. Bu bakımlardan da Zekâi Dede'nin Türk Musikisi tarihindeki önemi büyüktür. 177 parça dindışı eserinin notası, 3 cild halinde oğlu Ahmet Irsoy ile talebesi Dr. Suphi Ezgi tarafından İstanbul Konservatuarı yayınları arasında basılmıştır. 5 Mevlevi ayini ile bazı dinî parçaları da gene bu iki zat ile Rauf Yekta ile Ali Rıfat Çağatay tarafından yayınlanmıştır.
Başlıca çırakları:
Hüseyin Fahreddin Dede, Ahmet Avni Konuk, Rauf Yekta Bey, Muallim Kazım Bey, Ahmet Irsoy (oğlu), Kazım Uz, Şükrü Şenozan ve Leon Hancıyan’dır.
1897 yılında aramızdan ayrılarak sonsuzluk alemine geçen, Klasik Musikimizin son büyük bestekarı, ehl-i dil, ehl-i aşk, fem-i Muhsin Zekai Dede hazretleri Kâşgarî Dergâhı civarına gömülmüştür.
"Ey bülbül-i hoş neva hamûş ol

Ruhum dediğim sen dediğim sensin hep
Manendi kudüm sine küpan oldum
Tenna tenena ten dediğim sensin hep (1)
Selam olsun O’na. Yüzyılların hoş sadasını bize ulaştırana. O ehl-i aşk ki lisan-ı elhanın mucizevî ışığını ulaştırmak için bize, son kez parlattı onu ve ölümsüz çıraklar ve eserler bıraktı geride.
Zekai Dede’nin en belirgin vasfı, onun yolundan sapmadan, dosdoğru giden en önde gelen çırağı Ahmet Avni Konuk tarafından şu sözlerle dile getirilmiştir:
“Ben hayatımda onun gibi âşık bir adam görmedim.”
Aşkın musikisi olan Türk Klasik Musikisi’nin bu son büyük devi, son derece mütevazı bir hayat sürdürmüş ve dervişlik yolundan asla sapmamıştır. Klasik musikimizin bazı büyüklerinin yaptığı gibi saraya kapılanmayı asla kabul etmemiş tüm yaşamı boyunca çalışarak, hizmet ederek nafakasını çıkarmış, aşk ile gelip aşk ile gitmiştir. Onun bu yüksek aşk duygusu bütün eserlerinde açıkça görülür.
Klâsik Türk Musikisi’nin son büyük bestekârı olan Zekai Dede 1825 yılında İstanbul Eyüb'de Cedîd Ali Paşa mahallesinde Cedîd Ali Paşa Mescidi'nin yanındaki evde doğdu İlk musiki derslerine Eyüb’te oturan Eyyubî Mehmed Bey'le başladı. Sonra meşhur bestekâr ve hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi'ye devam ederek sülüs ve nesih yazıları öğrendi. İzzet Efendi'ye bir yıl devam etti ki bu sırada musikişinas olarak şöhreti yayılmaya başlamış ve iyi sesli bir okuyucu idi. Mehmet Bey'e bir yıl devam ettikten sonra ilâhi ve şarkılar bestelemeye başladı. Bir gün Eyüb-i Mehmet Beyin de hocası olan Hamamizade İsmail Dede huzur vermek için Mehmet Bey’in musiki dersine geldi ve orada gördüğü Zekai’yi çok beğendi. Zekai’nin haftada bir gün kendisine meşke gelmesini istedi. Ancak Mehmet Bey buna pek razı değildi ve bazı mazeretler ileri sürdü. Bunun üzerine İsmail Dede’nin biraz da kızarak çırağı Mehmet Bey’e şöyle söylediği rivayet olunur:
“Oğlum Mehmet sen musikimizin orostopolluklarını bilmezsin, onu Zekai’ye ancak ben öğretebilirim.”
Bunun üzerine Mehmet Bey çaresiz razı olur ve Zekai bir gün tek başına, bir gün de hocası Mehmet Bey ile beraber İsmail Dede'ye devam ederek meşke başlar. Dede'nin Zekâi Efendi'ye meşk ettiği ilk eser Zaharya'nın Segâh Beste'si, ikincisi kendi Hicaz Nakış Beste'si, üçüncüsü de gene kendisinin Nühüft Şarkısı'dır. Hâfız Zekâi Efendi, Büyük Dede Efendi'ye, 1844 Temmuzundan Mısır'a gittiği 1845 Mayısına kadar 10 ay devam etmiş ve takrîben 88 gün meşk etmiştir. Dede'nin konağında Dede'nin en değerli talebesi olan-Dellâl-zâde ile de tanışarak ondan da meşk etmiştir. Dede'den meşki sırasında Hafız Zekâi Efendi 19–20 yaşlarındadır.
Zekâi Dede, zamanımıza gelen klâsik söz eserlerinin en büyük kısmının başlıca kaynağı olduğu için, bu münasebetleri ve halkayı net olarak bilmek lâzımdır. 1845 başlarında bir gün, Mehmet Bey, Sûz-i Dil'den bestelediği I. Ve II. Besteler'i Dede'ye takdim edince, İsmail Dede, bu faslın Ağır Semaî'sinin Zekâi Efendi, Yürük Semaî'sinin de Hamdi Efendi tarafından bestelenmesini istemiş, öyle yapılmıştır. Bu, Zekâi Dede'nin büyük formdaki ilk eseridir. Zekâi Efendi, Mısır'da iken Şeyh Şihâb'dan meşk eder. Zekâi Efendi, 1868'de Mevlevi olur(43 yaşında). Bu suretle üstadı Büyük Dede'nin yoluna-genç bir yaşta- girer. Yenikapı dergâhı şeyhi Osman Salâhaddin Dede'ye kapılanır. 1883'te Dârüşşafaka musiki muallimi oldu ve ölümüne kadar 14 yıl Dârüşşafaka'ya devam ederek bir nesile Türk Mûsıkîsi sevgisi verdi. 1884 Aralığında Arif Dede'nin ölümüyle Eyüp Mevlevihane’si kudümzen başılığı boşaldı. Dergâhın şeyhi Neyzen Hüseyin Fahreddin Dede, Zekâi Efendi'nin talebesi idi. Hocasına, kudümzen başılığı teklif etti. Zekâi Efendi kabul etti ve kendisine "Dede" unvanı verildi. Bu suretle Zekâi Efendi, 60 yaşında Zekâi Dede oldu. Kudümzenbaşılığı ölümüne kadar 13 yıl devam ettirdi.
Zekâi Dede'nin ilk büyük formlu eseri Sûz-i Dil'den olduğu gibi, ilk ayin’i de bu makamdandır. 1870'de birkaç günde bestelenen bu ayin, Zekâi Dede o tarihte Mevlevi olmadığı için ancak 1891'de Bahariye Dergâhında ilk mukabelesi resmen yapılmıştır. Oğlu Ahmet Irsoy, babasının 5 ayin, 100 kadar Kâr, Beste ve Semaî, 400 küsur İlâhi, Şugl, Şarkı ve Marş bestelediğini söylemiştir. 5 ayin ile 95 Kâr, Beste ve Semaî elimizde olmasına rağmen, küçük formla bestelediklerinin yalnız 163'ü günümüze gelebilmiştir. Son 4 ayin’ini bir yıl içinde bestelemiştir. (1884 Aralığından 1885 Aralığına kadar). Bu Zekâi Efendi'nin Dede'liğinin ve kudümzenbaşılığının ilk yılıdır. O ateşle bir yılda 4 ayin bestelemiştir ki, ilk ayin’inden 15 yıl sonradır. 80 fasıldan 2. 000 kadar parça Beste, Durak, İlâhi, birçok şarkı ve 30 ayin-i şerif ezberinde idi. Musiki öğretmekteki kudreti fevkalâde yüksekti.Klâsik Repertuarı zamanımıza aktarmakta da en büyük hisse onundur. Bu bakımlardan da Zekâi Dede'nin Türk Musikisi tarihindeki önemi büyüktür. 177 parça dindışı eserinin notası, 3 cild halinde oğlu Ahmet Irsoy ile talebesi Dr. Suphi Ezgi tarafından İstanbul Konservatuarı yayınları arasında basılmıştır. 5 Mevlevi ayini ile bazı dinî parçaları da gene bu iki zat ile Rauf Yekta ile Ali Rıfat Çağatay tarafından yayınlanmıştır.
Başlıca çırakları:
Hüseyin Fahreddin Dede, Ahmet Avni Konuk, Rauf Yekta Bey, Muallim Kazım Bey, Ahmet Irsoy (oğlu), Kazım Uz, Şükrü Şenozan ve Leon Hancıyan’dır.
1897 yılında aramızdan ayrılarak sonsuzluk alemine geçen, Klasik Musikimizin son büyük bestekarı, ehl-i dil, ehl-i aşk, fem-i Muhsin Zekai Dede hazretleri Kâşgarî Dergâhı civarına gömülmüştür.
"Ey bülbül-i hoş neva hamûş ol
Vey kalb-i hazin zehr-nûş ol
Üstad-ı hüner Zekai gitti
Ey beng-i adem sürûd gûş ol
Avni dil-i zare tesliyet yok
Ey eşk-i dü dide pü-hurûş ol"(2)
(1) Zekai Dede’nin Uşşak Nakış Bestesi
(2) Ahmet Avni Konuk’un hocası Zekai Dede’nin vefatı üzerine bestelediği Suz-i Dil Mersiye Kar.
0 yorum:
Yorum Gönder